Son gezinti
Uzaklardan
gecenin bir vaktinde daracık sokakların birinden bir gölge geliyor. Hava
sessizlik hissiyatını sanki tüm mahalleye bildirmiş gürültü yapılmasına izin
vermiyor. Gölge gittikçe büyüyor ve önce karaltı haline ardından da bir adam
şekline bürünüyor. Ben diye bir söz yükseliyor standardın üstünde bir sesle bu
ses sanki havanın kasvetine anarşist bir biçimde yaklaşıyor ve sessizliği
bozuyor. Aynı zamanda çöp kutusunun yanındaki cılız 2 kedi de irkilip hızla
uzaklaşıyor sokaktan.
Ben dedi
daha alçak sesle adam “iyi adamım ben, iyiyim.“ gözünden damlalar akmaya
başladı. “ben iyiyim herhalde, diğer insanlar çok kötü… Ben” dedi ve artık gözyaşlarına
teslim olup rahatça düşmelerine izin verdi. “kötü değilim ben benden daha
kötüleri var.” diyerek sürdürdü lafını ama bu sefer bu sözü kendisini hiç
tatmin etmedi… Sürünürcesine yalpalayarak banka çöktü. Kafasının üst tarafı kel
yan tarafları ise siyahtı. Beyaz ince bir üst giymişti üstüne de siyah bir
hırka atmıştı ayakkabılarının önü pörtlemiş çorapları ise delik deşikti kambur
şekilde oturup elindeki defalarca kullanılmış kâğıt mendil ile yüzünü
siliyordu. Hırkasının yan tarafında hafif bir şişlik vardı. Bekir yüzünü iyice
silip mendili az önce kaçışan kedilerin çöp kutusunun tarafına özentisizce attı.
Mendil, kutunun yan tarafına düştü Bekir o yöne bakmayıp hırkasını yavaşça
aralayıp aradan şişliğe sebep olan bir ekmek çıkarttı. Dizlerini birbirine
iyice yaklaştırdı ve ekmeği üstüne koydu ve izlemeye başladı. Uzun olmayan bir
sessizlik sonunda sırıtmaya başladı “sadece kendini kandırıyorsun Bekir kendine
gel.” geriye doğru yaslandı. Yüzündeki sırıtma önce yavaşça söndü normal bir
simaya girmesinin ardından kaşları çatıldı ve suratı asıldı ve ekledi ”hayır”
dedi. Önce kısık bir sesle ve bunu izleyen normalin üstünde bir sesle “hayır
ben iyi biriyim” dedi. Sanki karşısındakine haddini bildirmeye çalışarak
“nedendir bu beni bana değersiz hissettirme çaban Bekir” elini yumruk yapıp
bankın köşe demir tarafını yumruğunun yan tarafıyla gittikçe artan hızla vurmaya
başladı. Canı gittikçe yanıyordu kısa bir süre sonra yumruğu azaltarak kesip tekrar
ağlamaya başladı başı diz tarafına iyice yaklaşmıştı kollarını dizinin üstüne
atmış sarkıtıyordu gözleri bakıyordu. Yere dik bir biçimde duran gözlerinin
akıttığı her damla yüzünden aşağı değil doğrudan yer ile buluşuyordu. “iyi
değilim.” dedi fısıldayarak önce sesini güçlendirdi “iyi değilim” boğazını yırtarcasına bir çığlık attı ve
aniden banktan kendini yere doğru atıp yere şiddetli bir yumruk indirdi.
Duraksayıp ellerini de dizleri gibi yere koydu ekmek düşmüştü düşmanlıkla
birkaç saniye ona baktı ağlama ile karışık öfkeli bir şekilde kızarak kendisine
“kötüyüm ben... Kötü” dedi iki kötü kelimesinin arasında süre ve ses şiddeti
farkı vardı.
“Ben” dedi
soluk bir sesle “ben ölmemek için hakkım
olanı arıyorum çaldığım şey yüzünden kimse ölmeyecek ama ben bu yüzden
yaşayacağım. “ kendini yan tarafa doğru
bıraktı, omuz tarafı yere değecek şekilde yanlamasına uzandı toz toprak
içindeki yola. Göz damlaları az önceki etkisini yitirmişti ama sakince akmaya
devam ediyordu yüzü kızarmıştı, ellerini çaprazlama olarak omuzlarına götürüp
hafif sıkmaya başladı. “Onu götürmem gerekiyor geri “ dedi teslim olmuş suçunu
kabullenmişçesine söyledi bunu ardından ekledi “benim değil o götürmem gerek
benim değil götürmeliyim ekmek benim değil hemen götürmeliyim… “ ellerini omzundan çekti ve azıcık ilerisindeki
ekmeğe doğru uzandı kendisine çekti dizlerini bükmüş kafasını diz tarafına
eğmiş omurgasını kamburlaştırmıştı. Ortada oluşan yarım dairemsi yere ekmeği
sürükledi. Koynuna ekmeği yavaşça bastırıp gözlerini kapadı. İç geçirmeye
başladı “yesen ne olur ki farkına dahi varmamışlardır… Yeme senin değil o git
para bul kendin al…” yaklaşık on dakika gibi bir süre gözü kapalı kaldı Bekirin
gözünü açtığında kaçıyordu arkasında mavililer kırmızı mavi ışıklarla. Koşuyor
var gücüyle ama yorgun dayanamıyor yavaşlıyor istemsizce arkasından sertçe bir
el omzunu tutuyor korkudan gözlerini kapatıyor. Bir iki dakika sonra gözlerini
açmaya cesaret buluyor ve üşümesi geçmiş üstünde iyi kalite mont kalın bir atkı
şapka ile fırına giriyor cebinden bir mavilik çıkartıyor. Simit, poğaça, somun,
pide istiyor fırından çıkıp lüks bir kafeye oturup yanında bulunan eski bir iki
dosta ve kendine çay ısmarlıyor çay hemen geliyor ve çayından bir yudum alıyor
gözlerini kapatıyor ve sıcaklığı iliklerine kadar derin bir hazla hissediyor.
Bir iki dakika boyunca bu hazzın damaklarından solup gitmesini bekliyor ve
sıcaklık yavaşça ve güçlü bir biçimde artmaya başlıyor ve gözlerini açıyor
kendini alevlerin içerisinde buluyor. Kaçmaya çalışıyor yerde korkunç yılanlar
önünde alevler ilerisinde ise korkunç yaratıklar. Ağlamaya başlıyor gözyaşları
yere düşmeden buharlaşıyor. Gözünü kapatıyor yavaşça ferahlamaya başlıyor
gözlerini açıyor kendini çiçekler içerisinde beyazlar giyinmiş halde buluyor. Oradan
oraya koşturmaya başlıyor kendini sırt üstü yere atıyor güneşi seyre başlıyor
gözünü kapatıyor. Bir iki dakika sonra üstünden sıvı geçtiğini duyumsuyor.
Gözünü açıyor kıpkırmızı bir sıvının içinde akıntı yönünde sürüklendiğini fark
ediyor etrafı seyre koyuluyor kırmızı büyük ve birçok boru gibi hattın ona
doğru bağlandığını görüyor kırmızı yapı hızlı ve düzenli bir şekilde kendi
içine ve dışına doğru atmaya başlıyor. Aniden göğüs tarafında bir acı
hissediyor ileriye doğru bakıyor kırmızı büyük yapı atmayı düzensizleştirmiş
yavaşlatmış ve gittikçe siyahlaşmaya başlamış siyahlık borumsu hatlardan
gittikçe ilerliyor kendisine doğru geliyor arkasını dönüp kaçmaya çalışıyor
siyahlık onu yakalıyor ve kendi içine alıyor…
Zifiri
karanlık… Mavi kırmızı ışıklar… Beyaz ışıklar… Tiz bir ses...
YASİN ATAMAN
Bazı kişilerin keşfedilmesi vaciptir.
YanıtlaSilBu vacip umarım hakettiği yeri bulur.
Başarılar dilerim kardeşim
:)
çok teşekkür ederim. Sağolun :)
Silİlk okuduğumda da çok beğenmiştim müq
YanıtlaSil:)
SilBir insanın aynı süre zarfında neler hissedebileceği o kadar ince bir şekilde işlenmiş ki tebrik ederim Yasin. Her kişiliğin kendinden bir parça alıp çıkarabileceği bir yazı..
YanıtlaSil😊😊
Sil