ÖLÜM
“İntihar insanın kendisini öldürmesi değil.” derdi her zaman “İntihar, insanın kendisini öldürmesi değil psikolojisi tarafından öldürülmesidir.” Belki de bu yüzden orada o vaziyette bulunuyordu. Kaybetmişti mücadeleyi, psikoloji galip gelmişti o gün. Etrafına bakındı uzun bir süre, donuk bir şekilde izliyordu her şeyi. Gökyüzü ayrı bir soluktu o gün, güneş sanki küstü yeryüzüne, zifiriydi bütün renkler. “Duygular” derdi her zaman “duygular ölür intihardan önce.” birçok şey söylemişti sanki eninde sonunda tadına kendisinin de bakacağını bilerek. Hiçbir şey hissetmiyordu 1 saat sonra ölecekti ve ölümünün ardından bütün bedeni kaskatı kesilecek, taşlaşacaktı. Kalbi bunu biliyormuşçasına umutsuzluğa kapılmıştı, erkenden bırakmıştı kendini ve çoktan duygulardan soyutlanmıştı, hiçleşmişti her şey. Ağaçlar öylesine orda duruyor, insanlar boşuna yürüyor, kendisi lüzumsuz yere nefes alıyordu. “anlamsızlık” demişti. Delilercesine rüzgârın estiği bir deniz kıyısında dostu ile konuşurken “anlamsızlık, anlam yüklemeyi bıraktığında başlar.” Sıkılmıştı belki anlam yüklemekten anlamsızlıklara. İnsanlara bakıyordu bir binanın en yüksek katından. İnsanlar ne kadar küçüklerdi. Hiçbiri yukarı doğru kendisine bakmıyordu ki baksa bile göremeyecekleri kadar yüksekteydi. Baş dönmesi başlamıştı ve oldukça hoşuna gidiyormuşçasına gülümsedi uzun bir süre ama vakit gelmemişti bu yüzden ayaklarını sarkıttığı uçurum misali binaya kendini biraz daha kenetledi. Biraz geriye çekilip insanları seyretmeyi bıraktı. Hepsi yavaşça ve acı çekerek ölüyordu fakat bunun farkında dahi değillerdi. saçmalıklar içerisinde gereksiz sınamalar ve gülünç çalışmalar onları trajik bir “başarıya” sürüklüyordu. Ve insanlar bu trajedinin içerisindeki elde ettiği farklı konum ve halleri başarı sanıp mutlu oluyordu sonra… Sonra ölüyorlardı. O kısa yolunu seçmişti. Bir yara bandını yavaş ve kıvranarak çıkartmaktansa bir anda çekip kurtulmak istiyordu. “Neyi Yaşadığını bilmek” derdi sürekli. “neyi yaşadığını bilmezsen yaşamış sayılmazsın.” insanlar bilmiyordu bilakis kendisi farkındaydı ama insanların bu her şeyi bildiğini sanması kendi bildiklerinin hayatına anlam katmasını engelliyordu. Yaşamış sayılmıyordu onlar ve kendisi de onlara benzemekten korkuyordu. Hatta bekli de yavaş yavaş benzemeye başlamıştı. diğerleri gibi sahte bir yaşam istemiyordu yalandan ve kandırılma bir hayat süreceğine yaşamazdı daha iyiydi. Umurunda değildi artık yaşamanın güzellikleri. Yalanlar ne kadar güzel olabilirdi? Sahtelik ne kadar insanın hayatında anlamlı olabilirdi? kendisini kaybetmeden sonsuza dek saklamalıydı. “Sizler… Sizler doğması ile ölmesi aynı anda başlayan zavallı yaratıklarsınız .“ demişti bir keresinde. Konserdeydi ve bütün Çığlıklara bağrışlara aldırmadan kahkahalarla sahneye girdi şarkıcının şaşkın bakışlarından faydalanarak önünde eğildi. Şarkıcının elini nazikçe kaldırdı ve mikrofonu kendisine doğru kaydırdı. “Sizler… Sizler doğması ile ölmesi aynı anda başlayan zavallı yaratıklarsınız ölecekseniz şayet kaliteli ölün. Sahtelikler ile değil en azından ölürken dürüst olun. Yaşamaktan anladığınız bu ise sizi ölmeye davet ediyorum.“ Elini yavaşça oturduğu yerin yanına soktu. Siyah bir poşetin içinden tabancayı çıkarıp kucağına koydu. En çok tetiği ve namluyu olmak üzere yavaşça okşadı. Ceketini aralayıp bir şişe çıkarttı. Asla vazgeçmeyeceğini bildiği halde satın aldığı panzehirin şişesi açtı ve yavaşça yukarı kaldırdı kahkahalar atarak. ”bilseydim ki siz insanların aptallık denilen en öldürücü zehirden kurtaracak bir panzehir var şuan şuracıkta şunu içerdim.” Ne yazık ki Zehir insanların sadece bedenini öldürüyordu. Panzehiri havaya doğru atıp yumruk attı şişenin binadan aşağı düşmesini büyük bir haz ile seyretti. Baş dönmesi gittikçe şiddetlenmişti, delicesine kustu. Çok kısa bir süre sonra kendisine gelip saatini kontrol etti. Ölüm en fazla 3 dakika içerisinde başlayacaktı. Daha fazla geç kalamazdı silahı kafasına dayadı. Kahkahalar içerisinde şu sözleri söyledi “sürünürcesine ölmektense herkesin arkamdan deli olduğumu düşünmesini tercih ederim. Aptal gibi “yaşayacağıma” zeki bir deli olarak ölmeyi yeğlerim.” baş dönmeleri zirveye ulaştı ve son gücüyle boşluğa doğru atladı. Farklı figürler yaparak düşüyordu. Kahkahası rüzgârın uğultusuna karışıyordu zehrin etkisiyle bilinci yavaş yavaş gitmeden ve yere çakılmadan birkaç saniye önce tetiğine büyük bir zevkle dokundu. Zihninden son geçen düşünce haklı olup olmadığıydı. İntiharın aslında insanın kendisini öldürmesi değil psikolojisi tarafından öldürülmesidir konusunda…
bahsettiğin kadar varmış
YanıtlaSil;)
Sil